Maymunlar ve İnsanlar

Mehmet Kurtkaya

“İnsan daha hayvan.” Yücel Türkoğlu, dayım, sinema emekçisi.

Seneler önce sevdiği bir hayvanı anlatırken, birden konuyu gündelik hayatında insanlarla yaşadığı sıkıntılara çeviren dayımın söylediği bu söz aklıma geldi King Kong’u seyrettiğimde.

1900’lerin başlarında, sinemanın henüz keşfedildiği yıllarda pek çok sinemacı ellerinde kamera, çekim ekipleriyle birlikte Pasifik’te veya Afrika’da olağanüstü hayvanlar ve dinazorlar aramaya çıkmış ve bu yolculuklarını filme almışlar. Çektikleri bu filmler gişede başarılı da olmuş, her ne kadar o zamanlar gişe denildiğinde tek bir sinema gişesi kastediliyor olsa da. Seyirciler, gün geçtikçe hayatlarının her alanında güçlenerek kendilerini cendereye sokan bilim ve kapitalizmin henüz erişmediği uzak ülkelerde çekilmiş bu filmlere muhtemelen hem canavarlara olan batıl inanışlarını onayladığı hem de keşif heyecanlarını tahrik ettiği için büyük ilgi duyarmış.

Hayat öyküsü Indiana Jones’unkine benzetilen maceraperest yazar ve yönetmen Merian C. Cooper ve diğer senaryo yazarları bu konuya birkaç yüzyıllık halk masalı Güzel ve Çirkin’i ilave etmişler ve King Kong’u yaratmışlar. Film 1933 yılında gösterime girer girmez olay olmuş ve o güne kadar görülmemiş teknikleri ve özel efektleri nedeniyle büyük övgüler almış!

Ben de 2005 yapımı King Kong’a yüz sene önceki seyirciler gibi, önüme birkaç yaratık çıkar, onlar oynar ben eğlenirim fikriyle gittim.

Filmin en güzel bölümleri, birkaç aksiyon sahnesine ilaveten Ann ile dev goril arasındaki ilişkinin hem romantik hem de komik yönlerinin yansıtıldığı yerler. Senaryoya kadın elinin, daha spesifik olarak ifade etmek gerekirse, yönetmenin karısının elinin değdiği belli oluyor. Film canavarın yüreğinin sıcaklığıyla, insanların sömürücü soğukluğunu karşı karşıya getiriyor.

Oyunculara gelince: Adrian Brody kaçırılan sevgilisi Ann’i ararken aslında ben bu filmin setinde ne ariyorum der gibiydi. Naomi Watts dev gorilin elinde Florida’daki Universal Stüdyoları eğlence parkında dolaşır gibi göründüğü bazı sahneler haricinde sevimli ve başarılı. Jack Black ise hırslı sömürücü sinemacı rolünde çok iyi.

Peter Jackson yalnız ilk filmin senaryosuna sadık kalmamış aynı zamanda eleştirmenler ve seyirciler üzerindeki etkilerini de tekrarlamışa benziyor. Titiz ve büyük bir mühendislik çalışması, iyi bir yönetmenin elinde görsel şölene dönüşmüş. Klişeyi değiştirmek isterseniz, görsel ziyafet, görsel kutlama da diyebilirsiniz. Eğer filmin efektleri muhakeme yeteneğinize etki ettiyse, görsel düğün de diyebilirsiniz. Ancak bunun ötesindeki övgüleri fanlara ve prodüktörlere bırakmak lazım.

Bununla birlikte, iyi çekilmiş ancak yarım saat fazlası olan bu hüzünlü romantik macera filminin Hollywood’un iyileri arasında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dvd’si çıkınca normal hızda seyredebilirsiniz.