Ana sayfa

FAZLASIYLA GERÇEK BİR YERLİ FİLM

Semih Kaplanoğlu’nun ikinci uzun metraj filmi “Meleğin Düşüşü” vizyonda

Bir otelde temizlik görevlisi olarak çalışan Zeynep’in hayatı, işten eve döndüğünde birlikte yaşadığı alkolik babasının uygunsuz davranışları yüzünden cehenneme dönmüştür. İletişim kurabildiği tek kişi, onunla aynı otelde çalışan ve genç kıza ilgi duyan yaşça kendinden küçük Mustafa’dır. Şehrin başka bir köşesinde genç bir ses teknisyeni olan Selçuk, eşinin ölümünün ardından büyük bir suçluluk duygusuyla yaşamaktadır. Bir şekilde iki insanın öyküleri kesişir.

Başta Antalya (En İyi İkinci Film ve En İyi Kadın Oyuncu dahil altı Altın Portakal) olmak üzere yurt içindeki birçok festivalde ödül kazanmış olan yapım, yönetmeni Semih Kaplanoğlu’nun ikinci uzun metraj çalışması. İlk filmi “Herkes Kendi Evinde” ile olumlu eleştiriler alan Kaplanoğlu, bu kez çıtayı biraz daha yükseltmiş. Bu ay içinde düzenlenecek olan Berlin Film Festivali’nin ‘Forum’ bölümünde gösterilecek olan film, fazlasıyla gerçekçi, sade ve minimal yapısıyla, ayrıksı, özel bir sinemanın ürünü. Senaryosu da Kaplanoğlu’na ait olan filmde başrol oyuncusu Tülin Özen, önemli bir performans sergiliyor.

İlk bakışta Bresson sinemasını çağrıştıran yapım, kameranın ölçeklerinden ışık kullanımına kadar oldukça dikkat çekici bir sadeliğe sahip. Oyuncu seçimi ve yönetimi de bu sadeliği doğrular nitelikte. Bireyin içindeki iyi-kötü çatışması, din ve kader motifleri filmin öyküsünde önemli paragraf başlarını oluşturuyorlar. Her şeyden önce son derece numarasız ve doğru bir film “Meleğin Düşüşü”. İzleyiciden sabır ve dikkat bekleyen, çabuk tüketilmeyen bir film. Hızlı ve gelişigüzel yaşanan, bir o derecede kirlenen, adaletsiz, bütün değerlerin çürümeye yüz tuttuğu insan ilişkileri atlasında bir toplumsal analiz sanki. Ahlaki değerlerin hızla dibe vurduğu, yalanlar, güvensizlikler ve sevgisizlik içinde yaşanan günlerin perdeye yansıması.

Umutsuz, çaresiz, yoksul, yalnız insanlarla tanışıyoruz “Meleğin Düşüşü”nde. Aşk ve umut beklentisinin suçluluk duygusuna karıştığı ve buz gibi bir yalnızlıkla sarmalandığı dünyalarında bir sürü zorluklarla boğuşuyor filmin kahramanları. Hepsinin büyük yaraları var hayatta ve hepsi bir başkasını, aslında en yakınlarını sorumlu tutuyorlar bu sorunlardan. Ve onlara çektiriyorlar. Kızları, eşleri, dostları olduğunu düşünmeden -veya boş vererek- yapıyorlar ellerinden gelen her türlü eziyeti. Umut, onlar için imkansız bir kavram. Tutunacak hiçbir dalları yok gibi. Büyük bir felakete, kaçınılmaz o ‘son’a doğru hızla ilerliyorlar. En yakınlarımız bile dünyanın bir ucunda gibi…

Öykü, gazetelerde her gün rastladığımız, hızla okunup geçilen, bir üçüncü sayfa haberi. Varoşlarda yaşayan gerçek insanların sessiz trajedileri, karanlık ve aydınlık arasında dikilip duran yoğun bir gerçeklik. Alkolik baba ne denli acımasız olsa da, bir yerde onun seçimi değil yaptıkları. Aslında sevgi dolu anlar da var baba ile kızının yaşamlarında. Sadece boğucu bir karanlık, kaderlerini sarıp sarmalayan kesin bir umutsuzluk yaşadıkları. Filmin tüm karakterleri için geçerli bu nokta. Yaşamlarındaki her şeyin ve tüm oluşların başka türlü olmasını dileyen insanlar aslında filmin kahramanları ama hayat adil değil ve dış faktörler belirliyor gidişatı. Sinir sistemini, anlık kararları ve geleceği belirleyen birçok faktör var ve herkes için aynı değil yaşanan yirmi dört saatler.

Allı pullu, komik ve cafcaflı değil gerçekte sokakta yaşananlar. Ne acılar, ne hayal kırıklıkları, ne üzüntüler yaşıyor insanlar… Ne imkansızlıklar. Semih Kaplanoğlu, sokağa çıkıyor, varoşların ve tüm kentin filmlere aksetmeyen, buz gibi gerçek fotoğrafını çekiyor öyküsünde ve gösteriyor bizlere. İşte diyor, bunlar da var hayatımızda. Hem de çokça yaşanan gerçekler bunlar. Bizi rahatsız etse de izlediklerimiz kesin bir gerçeklik içeriyor. Her gün sokakta, iş yerlerinde, lokantalarda, vapurlarda, dolmuşlarda, trenlerde karşılaştığımız, gerçek insanların öyküsü “Meleğin Düşüşü”. Minimal bir anlayışla kotarılmış, yavaş ve özenli anlatılmış, ayakları yere basan, bol keseden atmayan, oldukça sade bir film. Yeni Türk sinemasında önemli bir yapı taşı olan ve mutlaka izlenmesi gereken doğru ve dürüst bir çalışma. Şımarıklıktan pay almamış, ne yaptığını bilen ve izleyiciye taviz vermeyen güçlü bir sinema Kaplanoğlu’nunki. Filmi izleyip, onu ödüllendirip, cesaretlendirmek izleyicinin görevi. Çünkü yönetmen, ‘meselesi’ olan bir sinemacı ve daha bir çok önemli projeye imza atabilecek yetenekte.

MURAT ERŞAHİN