Saklı

Mehmet Kurtkaya

Haneke'yi sevmek için biraz kötümser olmak gerekir. Ya da daha nesnel, sanatçıya daha az haksızlık yapacak şekilde ifade edersek, dünyanın toz pembe ve herşeyin göründüğü gibi olduğunu düşünecek kadar safdil olmamak. Saklı isimli son filminde, Haneke, kitap eleştirileri ve edebiyat sohbetleri üzerine televizyon programı yapan üst düzey bir burjuvanın karşısına hem zamanda hem de mekanda uzak durmaya çalıştığı şiddeti birdenbire çıkarmak suretiyle kendisi de aynı sınıfın bir parçası olan seyircisini temposu giderek artan bir gerilim atmosferine sokuyor. Katil kim filmlerinde rastlanabilecek endişeli bir merak duygusu, psikolojik gerilimi filmin finaline kadar canlı tutuyor. Film aslında gizli kalmis, ürkütücü bir tarihi gercegin kırk sene sonra, yakınlarda Fransız kamuoyunun gündemine gelmesini beyazperdeye yansıtarak Haneke'nin yıllardır sürdürdüğü toplum eleştirisini daha somut ve daha sağlam bir zemine oturtmasına imkan sağlıyor.

Bu haliyle filme Michael Moore'un savas karsiti Amerikan belgeseline, Avrupa'nın göbeğinde yasanmış olaylara dayanan bir kurmaca film ile verilen felsefi ve politik savas karsiti yanit da denebilir. Filmde karakterler Fransa'da yakın geçmişte yaşanmış olaylardan bahsederlerken, filmin arka planını oluşturan televizyonda, güncel ama uzak bir coğrafyada, Irak'ta yaşanan savaş ve Araplar'ın intihar eylemleri gösteriliyor.

Haneke'nin filmlerinde standart tarife anlattığı, burjuvazinin kendisinden uzakta tutmaya çalışmasına rağmen her an kapısını çalacak kadar yakın olan şiddet, sert bir üslupla çektiği diğer başarılı filmlerine kıyasla bu filmde çok daha ince fakat benzer bir gerilimle işleniyor. Üstelik bu defa entellektüel, medyada iyi bir yer edinmiş, sakin bir aile hayatı süren bu program yapımcısının varlığına yönelen tehdit bir kötü tesadüf eseri karşısına sapıkların çıkmasından değil bizzat kendisinin geçmişte yaptıklarından kaynaklanıyor. Filmde çocukluğun doğal bencilliği ve acımasızlığı hikaye edilerek orta-üst sınıfın geçmişi gözler önüne seriliyor. Açgözlü, paylaşmaktan kaçınan, hepbanacı burjuvazi iftira ediyor, yok ediyor ama kameralara yakalanmaktan da kurtulamıyor. Insanlık artık herşeyi kaydediyor, belki bugün değil ama bir gün gerçekleri ortaya çıkarmak üzere: unutturmak mümkün ama saklamak asla!

Filme hakim olan gerilim duygusu, giderek boğucu ve baskın hale gelen bir sıkıntıya eşlik ederek sakin, kalburustu bir muhitte yer alan bu guzel evin içinde yavaş ve derinden ilerliyor, ta ki seyircilerden ses getiren filmin patlama anına dek. Geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan burjuvayı canlandıran Daniel Auteuil rolüne cuk oturmuş. Juliette Binoche'un da kabul edilir bir performans sergilediği film, başından sonuna sade ama etkileyici görüntüleri, iç mekanlarda soğuk ışık kullanımı ve sabit kamera çekimleriyle dikkati çekiyor. Haneke bu en iyi filminde daha önce söylediklerini bir adım öteye taşıyor, hem içeriği hem de sunumuyla. Ve bunu bir başyapıt inceliğinde yapıyor. Dvd'si cikinca 1/16 ağır çekimde izlenmeli.