Ana sayfa

DUYGU YÜKLÜ BİR WESTERN

Kevin Costner’ın yönettiği ve oynadığı “Open Range / Uzak Ülke” western ile romantizmi buluşturan güçlü bir roman uyarlaması.

Vahşi batıdayız… Doğanın koyduğu kural ve kanunlara inanan, dürüst, sert ve eski değerleri ayakta tutmaya çalışan kovboylarla tanışırız. Boss Spearman ve Charley Waite iki ‘sıkı’ kovboy. Erkeğin kendini sadece orada özgür hissedebildiği ‘açık arazide’ sürülerini otlatmaktalar. Birbirlerine büyük bir sadakatle bağlı bu iki adam, şiddetten kaçmaya çalışmakta ve batının gerektirdiği ‘etik’ değerleri savunmaktalar. Charley Waite (Kevin Costner), kirli geçmişinin kötü anılarından kurtulmaya çalışmakta. Ne de olsa, eski bir silahşör Charley. Gözünü kırpmadan birçok insan öldürmüş acımasız bir adam. Ondaki iyiliği ve pişmanlığı fark eden ‘eski kurtlardan’ Boss, sıkı dostu Charley’i kollamakta ve geçmişini unutmasına yardımcı olmaktadır. Yanlarına aldıkları yeni yetme Button ve kadim dostları genç ‘koca adam’ Mose Harrison ile birlikte yeni aldıkları bir sürüyü otlatırlarken başları istemeden belaya girer. Zorbalığın ve korkunun hüküm sürdüğü bir sınır kasabasında yaşayan zalim bir toprak sahibi karşılarına dikilmiş ve başlarına dert açmıştır. Batının sert adamları Charley ve Boss, yeniden eski hareketli günlerine istemeden de olsa geri dönmek zorunda kalırlar. Tüm bu kargaşanın içinde, Charley’nin hayatı, kalbini ve tüm ruhunu etkileyen cesur bir kadın olan Sue ile tanışınca, birden değişir. Verilmesi gereken birçok kavga vardır şimdi ortada.

Kevin Costner’ın yönetmenliğini yaptığı ve başrolü usta aktör Robert Duvall’la paylaştığı “Open Range”, oldukça iyi bir film. “Kurtlarla Dans / Dance with the Wolves” filminde kazandığı Oscar ve büyük başarının ardından, yönetmenliğini yaptığı ve rol aldığı tüm diğer projelerde ‘çuvallayan’ Costner, bu kez gerçekten çok etkili bir öyküyle beyazperdeye büyük bir ‘geri dönüş’ yapmış bence. Lauran Paine’in romanından uyarlanan filmin senaryo yazarı Craig Starper. Bazı eleştirmenlerce yavan ve özelliksiz bulunan son dönem Costner filmlerinden oldukça farklı bir yapısı var “Uzak Ülke”nin. Olumlu eleştiriler almış olmasına rağmen, gişede başarı elde edememiş olduğu gerçeğinin dışında, özel bir ‘eski batı’ filmi bu. Oldukça sağlam bir anlatının, kusursuz bir görsellikle desteklendiği ve usta bir oyuncu kadrosunun renk kattığı hikaye, derinden etkileyici ve çok duygusal. Yer yer sert sahnelere yer veren Costner, filmin her karesine yedirdiği duygu yoğunluğuyla, seyircinin ilgisini diri tutuyor ve kolaylıkla öyküye odaklamayı başarıyor. Marlon Brando’nun, ‘en sevdiğim aktör’ dediği usta oyuncu Robert Duvall, muhteşem bir performans sergiliyor filmde. Yılların tecrübeli ismi Duvall, abartısız oyununu unutulmaz kılıyor ve bence önemli bir övgüyü hak ediyor. Duvall ve Kostner, eski batının gerçek ve sert erkekleri, hakiki kovboyları olarak çok inandırıcılar. Evinden çıkarıp bir sete getirip film çevirtmenin çok zor olduğunu düşündüğüm yetenekli aktris Annette Bening’in performansı da üst düzeyde. Sam Mendes’in Oscar’lı yapıtı “American Beauty / Amerikan Güzeli”nde hiçbir ödül almayarak hakkı yenen Bening, yine oldukça dengeli ve çok etkili bir oyunculukla karşımızda. Geçtiğimiz hafta vizyona giren “Dirty Dancing 2 / Kirli Dans 2” de rol alan genç yetenek Diego Luna’nın da kısa fakat akılda kalıcı bir oyun sergilediği filmde kötü adamı canlandıran usta isim Michael Gambon, yine kusursuz. Zalim toprak sahibi rolünde üzerine düşeni eksiksiz yerine getiriyor tecrübeli aktör.

Zorbalık ve adaletsizliğin kol gezdiği şiddet dolu eski batıda, şiddetten kaçmaya çalışmanın anlamsızlığından bahseden Costner, her türlü kötü şarta rağmen, yine de içindeki ‘iyi şeyin’ sesini dinlemenin gerekliliğinin altını çiziyor. Değişmenin zor fakat imkansız olmadığını, en katı bakışların altında bile, sevgi dolu bir yürek yattığını ve bazen bir ömür boyu gerçek aşk için beklemek gerektiğini naif ve oldukça sade bir biçimde vurgulayan film, vahşi batının eski gerçek kovboylarının, sert erkeklerin röntgenini çekiyor sanki. “Onur, dostluk, sadakat ve sevgi” gibi ciddi kavramları en açık biçimde gözler önüne seren Costner, dövüşülmesi değer şeylerinde bu kavramlar olduğunu söylüyor. Eğer hatalı değil ve doğruysan, hakkını sonuna dek aramanın ve sonunda bağışlayıcı olmanın öyküsü “Uzak Ülke”. Hem de en önemli bağışlayıcılık üzerine: İnsanın kendi kendini affetmesi… Sevginin ve dostluğun önemli rolü. Unutmanın ve yeniden başlamanın filmi bir bakımdan “Uzak Ülke”. Sevgi dahil hiçbir oluşta geç kalınmadığının, uğruna dövüşülmesi gereken değerler için kaçmaya gerek olmadığının, sadece insan olmanın ve en temel hakların savunulma masumiyetinin, insanın kendini tedavi etmesinin filmi. Batının eski sert adamlarına yakılan bir ağıt. “Adalet, intikam, inanç” gibi kavramlara gayet liberal bir bakış. Oldukça romantik ve yürek ısıtan bir aşk öyküsü. Silahların ve yüreğin konuştuğu klasik olmaya aday bir western.

MURAT ERŞAHİN